Huawei, veri merkezi ağlarında dayanıklılığa odaklanıyor

Etkinlik kapsamında düzenlenen “Dayanıklılık Üzerine Kurulan, Zekâ ile Şekillendirilen: Avrupa’nın Yeni Nesil Açık Veri Merkezi Ağlarını İnşa Etmek” başlıklı yönetici yuvarlak masa toplantısında, yapay zekâ çağında veri merkezi ağlarının dönüşümü ele alındı. Sektör temsilcileri; yüksek performans, operasyonel verimlilik, açık ağ mimarileri ve sürdürülebilirlik başlıklarını değerlendirdi.

Huawei Avrupa ICT Pazarlama ve Çözüm Satış Departmanı Müdür Yardımcısı Bingyu Zhou, yapay zekânın önümüzdeki on yılda küresel endüstrileri dönüştüreceğini ve Avrupa için önemli bir fırsat oluşturacağını belirtti. Zhou’ya göre yüksek kapasite, yüksek veri aktarım performansı, otomatik işletim ve bakım, modüler mimari ve düşük enerji tüketimi, yeni nesil veri merkezi ağlarının temel gereksinimleri arasında yer alıyor.

Huawei, “Avrupa’da, Avrupa İçin” yaklaşımı doğrultusunda bölgesel iş ortaklarıyla birlikte çalışarak açık ağ altyapılarının geliştirilmesini ve endüstrilerin dijital dönüşümünü desteklemeyi amaçlıyor.

Huawei Veri İletişimi Ürün Grubu Veri Merkezi Ağ Bölümü Başkan Yardımcısı Johnny Cheng
Huawei Veri İletişimi Ürün Grubu Veri Merkezi Ağ Bölümü Başkan Yardımcısı Johnny Cheng

Stellar Intelligent Fabric hangi sorunları hedefliyor?

Huawei Veri İletişimi Ürün Grubu Veri Merkezi Ağ Bölümü Başkan Yardımcısı Johnny Cheng, veri merkezlerinin ölçeği ve mimari karmaşıklığı arttıkça ağ operasyonlarının yönetilmesinin zorlaştığını vurguladı. Özellikle yapay zekâ ve yüksek performanslı bilgi işlem (HPC) iş yükleri, ağ altyapısında yüksek bant genişliği kadar kararlı performans ve kesintisiz hizmet beklentisini de artırıyor.

Huawei’nin Stellar Intelligent Ultra-Resilient Fabric olarak adlandırdığı çözüm, bu gereksinimlere yanıt vermek üzere StarryWing Digital Map 2.0 ve Rock-Solid Architecture 2.0 teknolojilerinden yararlanıyor. Şirketin açıklamasına göre mimari, tek hata noktalarının etkisini ortadan kaldırmayı ve kritik iş yüklerinin ağ veya donanım kaynaklı sorunlardan daha az etkilenmesini amaçlıyor.

Buradaki temel yaklaşım, ağ dayanıklılığını yalnızca yedek bağlantılarla sınırlamamak. Ağ topolojisinin görünür olması, arızaların daha hızlı belirlenmesi ve farklı veri merkezleri arasında hizmet sürekliliğinin desteklenmesi de bu yaklaşımın parçaları arasında bulunuyor. Bu yetenekler, özellikle kesintinin iş süreçleri üzerinde doğrudan etkili olduğu kurumsal sistemlerde önem taşıyor.

StarryWing Digital Map 2.0 ve Rock-Solid Architecture 2.0

Çözümün öne çıkan bileşenlerinden StarryWing Digital Map 2.0, ağ topolojisinin dijital olarak modellenmesi ve ağ operasyonlarının daha görünür hâle getirilmesi yaklaşımına dayanıyor. Bu tür bir görünürlük, birden fazla veri merkezini kapsayan karmaşık yapılarda sorunların kaynağını belirlemeyi ve operasyon ekiplerinin müdahale süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyor.

Rock-Solid Architecture 2.0 ise ağ mimarisinin dayanıklılık tarafına odaklanıyor. Huawei’nin hedefi, tek bir bileşende meydana gelen arızanın kritik hizmetleri kesintiye uğratmasını önleyecek veya etkisini sınırlandıracak bir altyapı oluşturmak. Bununla birlikte gerçek dayanıklılık düzeyi; ağ tasarımına, yedeklilik yapılandırmasına, kullanılan donanıma ve uygulanan felaket kurtarma senaryolarına bağlı olarak değerlendirilmelidir.

Bu yaklaşım, kurumların yalnızca ağ kapasitesini artırmak yerine arızalara karşı daha öngörülebilir, yönetilebilir ve sürdürülebilir altyapılar kurmasına yönelik bir eğilimi yansıtıyor.

KoçSistem’den çoklu veri merkezi deneyimi

Etkinlikte söz alan KoçSistem Çözüm Yöneticisi Mesut Özca, Huawei ile yürütülen çalışmalarda StarryWing Digital Map kullanılarak birden fazla veri merkezini kapsayan ağ topolojisinin oluşturulduğunu aktardı.

Özca’nın paylaştığı bilgilere göre çok düzlemli ağ iletişimi, veri merkezleri arasında kendi kendini iyileştirme yeteneklerini destekliyor. Böylece yerel donanım arızaları meydana geldiğinde dahi bilgi işlem hizmetlerinin çevrimiçi kalması hedefleniyor.

Çoklu veri merkezi mimarileri, iş sürekliliği ve felaket kurtarma planlarının önemli bir parçası olabilir. Ancak bu yapıların başarısı yalnızca ağ teknolojisine değil; veri replikasyonu, uygulama bağımlılıkları, trafik yönlendirme politikaları ve düzenli olarak test edilen kurtarma prosedürlerine de bağlıdır.

Açık Ethernet ve yapay zekâ altyapısının geleceği

OEHI Bağlantı Çalışma Grubu Teknik Sorumlusu Aldo Artigiani ise yapay zekâ uygulamalarının gelişmesiyle birlikte sağlam ve ölçeklenebilir altyapıların öneminin arttığını ifade etti. Artigiani, ITU-T ve OEHI gibi kuruluşların yapay zekâ ve yüksek performanslı bilgi işlem için Ethernet standartlarının geliştirilmesine katkı sağladığına dikkat çekti.

Açık Ethernet yaklaşımı, farklı üreticilerin sistemlerinin birlikte çalışabilmesi ve kurumların ağ altyapılarını daha esnek biçimde tasarlayabilmesi açısından önem taşıyor. Bununla birlikte açık standartların kullanılması, tek başına tüm bileşenlerin sorunsuz birlikte çalışacağını garanti etmiyor. Kurumların uyumluluk testleri, performans ölçümleri, güvenlik politikaları ve operasyonel yönetim gereksinimlerini birlikte ele alması gerekiyor.

Yapay zekâ kümelerinde ağ performansı, işlemcilerin ve hızlandırıcıların ne kadar verimli kullanılabildiğini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle ağ bağlantılarının kapasitesi kadar trafik dağılımı, gecikme, tıkanıklık yönetimi ve hata durumunda hizmetin devamlılığı da kritik hâle geliyor. Veri merkezi ağları, yapay zekâ altyapısının yalnızca bağlantı katmanı değil, toplam sistem performansını belirleyen bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Enerji verimliliği ve toplam sahip olma maliyeti

Veri merkezi yatırımlarında performans beklentileriyle birlikte enerji tüketimi ve işletme maliyetleri de önem kazanıyor. Huawei, modüler mimari ve düşük güç tüketimini Avrupa’nın sürdürülebilirlik hedefleriyle ilişkilendiriyor. Ağ operasyonlarının otomasyonu da arıza tespitinden bakım süreçlerine kadar operasyon ekiplerinin iş yükünü azaltma potansiyeli taşıyor.

Bununla birlikte kurumların bir çözümü değerlendirirken yalnızca üretici tarafından belirtilen kapasite veya verimlilik hedeflerine odaklanmaması gerekiyor. Toplam sahip olma maliyeti; donanım, optik bağlantılar, enerji tüketimi, lisanslar, bakım, eğitim ve operasyon giderleriyle birlikte hesaplanmalı. Gerçek kullanım senaryolarında yapılan karşılaştırmalı testler, beklenen faydanın ölçülmesi açısından belirleyici olacaktır.

Kurumsal ağlarda yeni dönem: Kapasite kadar süreklilik de önemli

Huawei’nin Avrupa için tanıttığı Stellar Intelligent Fabric, yapay zekâ ve yüksek performanslı bilgi işlem iş yüklerinin artmasıyla veri merkezi ağlarında öne çıkan üç ihtiyaca odaklanıyor: yüksek performans, akıllı operasyon yönetimi ve arızalara karşı dayanıklılık.

Özellikle birden fazla veri merkezinde çalışan kritik uygulamalar için ağ topolojisinin görünürlüğü, otomatik sorun tespiti ve hizmet sürekliliği mekanizmaları giderek daha fazla önem kazanıyor. Açık Ethernet yaklaşımı da kurumların altyapı tercihlerini daha esnek biçimde şekillendirmesine yardımcı olabilir.

Yeni çözümün kurumlar açısından sağlayacağı somut fayda ise gerçek iş yüklerinde elde edilen performans, arıza senaryolarındaki davranış, birlikte çalışabilirlik ve toplam sahip olma maliyetiyle ölçülecek. Veri merkezlerinin yapay zekâ çağındaki rekabet gücü, yalnızca daha fazla işlem kapasitesi kurmakla değil, bu kapasiteyi kesintisiz ve verimli biçimde kullanabilmekle de belirlenecek.